Bir İletişim Alanı ve Topluluk Olarak Müze

Figür 1: Tramvay penceresinden görünen işgal altındaki Polonya, Polin Ana Sergi, 2018

Yağmur Koçak / beraberce Değişim 2018 Gönüllüsü 

İki hafta önce nerede kaldığımı anımsamak için notlarımı inceliyorum. Karmaşık düşünce akışları şeklinde tuttuğum defterimin içinde bir şey dikkatimi çekiyor. Ana sergiyi ziyaretimden sonra aklıma takılan bir bölümden bahsetmemişim. Figür 1’deki tramvay serginin karanlık soykırım koridorlarının hemen ardından geliyor. Koltuklardan birine oturup camdan dışarı bakarak işgal altındaki Polonya sokaklarında olanları izliyorsunuz. Serginin bu kısmı belki de geçmiş ve şimdiki zaman tarihiyle olan ilişkimizi, bir tanık konumunda oluşumuzu, en çarpıcı yansıtan yer. “Bu korkunç olaylar yaşanırken dünyanın geri kalanı ne yapıyordu?” sorusunun cevabı bir gizemmiş gibi davranmakta bir anlam göremiyorum, özellikle günümüzde yakın ve uzak coğrafyalarda olanlar karşısında bir tanık konumundan öteye gitmeyi başaramadığımız anların sıklığı göz önünde bulundurulsa. Neticesinde tramvayın içindeki çaresizlik hissi, bugünü anımsatarak üzerinize çöküyor. Ya bu hissin ardından gelmesi olası olan nedir?

***

Karanlık turizm hakkında okurken[1] bir müze mekânı duyguları mı yoksa harekete geçmeyi mi tetikler diye düşünmeye başladım. Bu sorunun akla ilk gelen yanıtı bunların bir arada ilerleyen süreçler olduğu; geçmişe tanıklık etmenin, yaşananlar üzerine düşünmenin, hatırlamanın ve bir şeyler hissetmenin bugünkü yaşama etiğimize bir etkisi olması bekleniyor. Fakat geçmişin bilgisi her zaman dönüştürücü bir etkiye sahip olmayabiliyor. “Karanlık turizm” terimi ölüm ve trajediyle ilişkilendirilen yerlere ziyareti tanımlamak için kullanılıyor. Bu yerlerde ziyaretçi olarak bulunmak, tıpkı şiddet imgelerini yeniden temsiline maruz kalmak gibi bir tehlike barındırıyor. Cemal Kafadar, tarihini anlamak istediğimiz insanların duygu ve düşünceleri karşısında ‘hislenmenin’ yeterli olmadığını dile getiriyor. Susan Sontag’a işaret ederek, başkalarının acısına bakmanın, vicdanlı olma avuntusunu tatmamızı sağlayarak tahlil zahmetinden kaçmamıza sebep olabileceğini belirtiyor (2009: 24). Tam olarak bu sebeple geçmiş ve şimdiki zaman arasında kurduğumuz bağı tekrar tekrar düşünmekte fayda var. Bu bağı kurabilmek hem duyguları hem de yoğun bir emek gerektiren düşünme, araştırma ve tartışma sürecini içeren bir hatırlama pratiğini gerektiriyor. Geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki ilişki müzede nasıl ortaya çıkıyor? Ya da başka bir deyişle, tarih müzeleri nasıl tarih anlatılarını aktaran kurumlar olmanın ötesinde, bugünkü sosyal ve politik çevreyi etkileyen mekânlar haline gelebilir?

Bu düşünceler arasında dolaşırken yaptığım görüşmelerden biri çok fikir açıcı oldu. Ewa Chomicka, müzenin Practices Lab bölümüyle ilgileniyor. Practices Lab, Polin ve diğer müzeler, yerel, disiplinler-arası inisiyatifler ve kültürel oluşumlarla iş birlikleri kurmak üzerine çalışan bir bölüm. Eskiden eğitim departmanında olan Ewa, müzenin neden Practices Lab gibi daha deneysel bir alana ihtiyaç duyduğunu anlatmaya başladığında heyecanlandım. Ewa insanlar için hazırlanan tek seferlik ‘projelerin’ yapısal sorunları çözmediğini dile getirerek, katılımcı yöntemlerin ön plana çıktığı, yavaş ilerleyen ama umudunu yitirmediği süreci anlattı. Bir iletişim alanı oluşturmak için farklı arka plandan insanların güvende hissettiği bir yer yaratmanın önemini dile getirdi. Bu sebeple ilk anda zor geçmişler üzerine iletişim kurulamasa dahi başka konuları tartışarak açılabilecek bir alanın öneminin altını çizdi. Müzenin insanların devamlı vakit geçirmek isteyecekleri, açık, güvenli bir yer haline geldiğinde topluluk olmaya bir adım atmış olacağını belirtti. Bu uğurda uğraş verdikleri Polin Koro çalışmalarından, Müze Tink-Tank buluşmalarından ve Gezici Murânow Üniversitesinden bahsetti.

İçten olmak gerekirse klasik anlamda tarihin (tarih kitapları, eğitim, müzeler, arşivler aracılığıyla) yeniden inşasının ve toplumsal hafızanın tam olarak aynı çizgide durduğunu düşünmüyorum. Ari Helo tarihi, tarihçilerin geçmişte yaşanan herhangi bir olayın farklı açıklamaları üzerine süregiden söylem tartışmaları olarak görmeyi öne sürüyor (2016: 34-35). Tarih kitapları bu tartışmanın kazananı konusunda bir sonuca varırken toplumsal hafıza daha esnek bir yapıya sahip; şimdiki zamanın içinde insanların neleri hatırlayıp neleri unuttukları üzerinden bir geçmiş anlatısı kuruyor. İnsanların birlikte hatırlayabilmek için bir araya gelmeleri ve birbirlerini tanımaları gerekiyor. Farklı arka plandan insanlara ulaşabilmek de bu gibi hafıza mekanlarının önündeki belki de en güç görevlerden biri.


Figür 2: Geçici Sergi: In King Matt’s Poland, 2018

Ana sergi “Bugün Polonya’da Yahudi olmak ne ifade ediyor?” sorusunu yanıtlayan video-röportajların olduğu bir holde bitiyor. Ama esas olarak Yahudi kültür tarihi ve bugün arasında bağ kuran bölüm geçici sergi alanı. Sergi bölümünün başında olan Joanna Fikus, geçici sergi alanının geçmişe bakarak bugünü düşünmeyi, ana sergideki konuları genişletmeyi ve geliştirmeyi sağladığını dile getirdi. Benim denk geldiğim geçici sergi, bu çabanın güzel örneklerinden biri. Sergi Janusz Korczak’ın 1923’de yayınlanan çocuk romanı King Matt the First üzerinden şekilleniyor. Resimli kitabın içine girdiğiniz etkileşimli sergide on yaşında kral olan bir çocuğun kafasında oluşan sorularla karşılaşıyorsunuz. Bu sene Polonya’nın bağımsızlığının 100. yıl dönümü. Kendisi de bir yazar olmanın yanı sıra pediyatri doktoru olan ve Yahudi çocuklar için demokratik bir yetimhane işleten Korczak’ın 1918’deki bağımsızlıktan birkaç yıl sonra yazdığı kitapta ele aldığı sorular bugün de önemini koruyor. Polin’in geçici sergi alanı da bu yıl dönümünü çocuklar için demokrasi, yönetim, bir toplum olmak, sorumluluklar ve özgürlükler gibi konular üzerine farklı sorularla oynayabilecekleri bir alan yaratarak kutluyor.


Figür 3: Wola, Kamienico iç, 2018


Figür 4: Wola, Kamienico dış, 2018

Varşova’daki son günümde, müzedeki rehberlerden biriyle Murânow’u gezdik. Şansımıza hava çok soğuk ama güneşliydi. Daha önce kendi kendime dolaştığım sokaklara yeni bir gözle baktım. Kasia, “Gezdirdiğim gruplara hep şunu söylüyorum” dedi, “Varşova’da tarihi göremezsiniz, hayal etmeniz gerekir”! Varşova’nın savaş öncesi kent belleğinden pek iz kalmamış olsa da şehrin farklı kabuklarını görmek mümkün. Ve harabenin üzerindeki kırmızı balonun farklı tarih katmanları arasında uçması, çok daha anlamlı.

Kaynaklar:

*Helo, A. (2016) Letting Go of Narrative History: The Linearity of Time and the Art of Recounting the Past, European journal of American studies [Online], 11-2 | 2016, document 15, Online since 11 August 2016, connection on 15 November 2018. URL : http://journals.openedition.org/ejas/11648 ; DOI : 10.4000/ejas.11648

*Kafadar, C. (2009) Kim var imiş biz burada yoğ iken, Dört Osmanlı: Yeniçeri, Tüccar, Derviş ve Hatun, Metis Yayınları

Dipnot:

[1] Knudsen, B. T. (2011). Thantourism: Witnessing Difficult Pasts, Tourist Studies 11(1) 55-72.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir