Monte Sole’yle Bakışmak: Sualler ve İmkânlar

Berfin Azdal / beraberce Değişim 2018 

Şöyle bir mektup almıştım: “Çağın adetindendir sanki, bir iki yıla öyle çok şey dahil ki. Ölümler, büyük özlemler, savaşlar, büyük sevgiler, daha neler neler. Gerçekten ‘çok’laşıyor git gide her şey. Ve kuşkusuz yaşama çok fena sarılmayı doğuran şeyler bunlar. Acısı yakıcı, sevinci çıldırtıcı, yaşamak ise amaç ile mümkün.” İtalya’da bulunan Monte Sole Barış Okulu Vakfı’na gitmeden birkaç gün evvel elime geçen o mektuptaki bu sözlerde bir tılsım vardı benim için. Kelimeler, ne yeniydi ne de bir ezberi tekrar ediyordu ancak hatırlatıyordu. Yolculuğun heyecanından olacak, en çok da bir imkan ve sual olarak, barış meselesini -bütün zorluğu, zahmeti, çelişkilerini de hesaba katarak- yeniden düşündürüyordu.

***

Monte Sole Barış Okulu Vakfı’na vardığımda ilk gördüğüm, her şeyin hakkını teslim etmeye çalışan bu okulun, isminin de hakkını verme gayretinde olduğuydu. Monte Sole, dağ ve güneş… Her yanı dağlarla çevrilmiş bu uçsuz bucaksız alanın ardında güneş, pırıl pırıldı. Monte Sole Barış Okulu Vakfı’nın Almanya, Polonya ve İtalya’dan gençlerin katılımıyla gerçekleştireceği uluslararası yaz okulu için oradaydık. Vakfın genel koordinatörü Elena Monicelli ve ben, okulun bulunduğu Marzabotto’ya ilk gelenlerdik. Dağların ve güneşin o çırılçıplak hali, bir zamanlar Nazi-faşist Katliamı’nın gerçekleştiği bu toprakların sessizliği, tuhaf bir biçimde bana çok şey söylüyordu.

29 Eylül-5 Ekim 1944 tarihleri arasında İtalya’nın son direniş cephesi olan Marzabotto’da Nazi ordusunun eliyle bir katliam gerçekleşmişti. Katliamda, 800 “sivil” ve 10 partizanla birlikte -Monte Sole Barış Okulu Vakfı çalışanlarının hep vurguladığı bu bilgiyi belirtmek isterim- 7 Nazi askeri ölmüştü. Nazi ordusunun bu coğrafyaya girerken amaçladığı sadece katletmekti, bunu Marzabotto’da bulunan Monte Sole’yi ve diğer dağları gezince, katliamın gerçekleştiği alanda hiçbir yerleşim yerinin kalmaması çok iyi gösteriyor.

Katliamdan çok sonra, 13 Aralık 2002’de, katliamın gerçekleştiği alanda Monte Sole Barış Okulu Vakfı kuruluyor. O günden bugüne de 5 yaşından büyük olan herkesle barış eğitimi, çatışma çözümü ve insan hakları konularında biraraya geldikleri eğitimler, atölyeler, kamplar düzenliyorlar. Marzabotto’daki hafıza yürüyüşleri ve barışa dair zor sualleri tartıştıkları atölyelerinde halkların birlikte, eşit ve barış içinde yaşaması için barış kültürünü inşa etmeye çalışıyorlar. Yabancı düşmanlığı, ırkçılık, insana, hayvanlara ve doğaya şiddetin önlenmesi için çoklu bir mücadeleyi 17 yıldan beri kesintisiz bir biçimde yürütüyorlar.

Monte Sole Barış Okulu Vakfı, bir yandan Almanya, İsrail, İtalya ve Filistin’den gençlerle  barış ve hatırlama temalı yaz kampları gerçekleştirirken bir taraftan çocuklarla barışı tartışıyor. Yani bir hafıza mekânı olarak Monte Sole, hakikat hakkı için uğraşıp mekanın hafızasını canlı tutarken bir taraftan katliamları yaratan toplumsal koşulları dert ediyor, bu koşulları ortadan kaldırmak için kendi alanından çabalıyor. “Geçmişi hatırlamak” herhangi bir gerçek anlam veya değer taşır mı? Monte Sole’nin, karanlık hafıza turizminin işe yaramaz bir adımı olması nasıl engellenebilir? Bütün çalışamalarda bu sualler, herkesin tartışmalara iştirak edebileceği zeminlerde tartışılıyor ve bir cevap, asla dayatılmıyor.

Birlikte Yaşam için Tarih ve Hafıza

Peki, Monte Sole Barış Okulu Vakfı, neden başka bir hakikatin peşine düştü ya da bu peşe düşme nasıl mümkün kılındı? Vakıf, tarihin ve hafızanın araştırılmasını zor geçmişlerle yüzleşmede bir fırsat olarak görüyor. Katliamları ve zor geçmişleri yaratan evrensel mekanizmalar, alternatif eğitimler aracılığıyla anlaşıldığında, katliam ve linç kültürünün yenileceği iddiasındalar. Yani propaganda ve reklamların, medyanın, kalıp anlayışların, bürokrasi ve eğitimin ayrımcılığa, ırkçılığa, egemen şiddetine yol açabilecek mekanizmalar olduğu kanısındalar. Dolayısıyla dert, bu mekanizmaları da ifşa etmek. Saf bir kötü öznenin dünyanın başına açtığı felaketlere dayanan egemen anlatıdan ziyade, hafıza aracılığıyla herkesin kendi pozisyonunu, anlayışlarını, egemenliklerini, biat kültürünü, sorumluluklarını hatırlamasını sağlayacak mekanizmaları kurmayı mesele ediniyorlar. Yani, oldukça zor suallerin peşinde bir imkanı yaratmak için uğraşıyorlar.

***

Benzer sualleri tartışmak amacıyla düzenlenen Monte Sole Uluslararası Yaz Okulu da bir hafta boyunca onlarca gencin katılımıyla bu sorular etrafında döndü durdu. Tanışma fasıllarının ardından, katliamın gerçekleştiği alanda yapılan hafıza yürüyüşünden son güne kadar her an gözlemlerimde iyi hissettiğim bir şey vardı. Çok büyük meseleler ve sualler vardı. Örneğin, binlerce Nazi askerinin defnedildiği bir mezarlıkta, zorla askerlik yaptırılmış çocukları düşününce bütün fail ve kurban ezberi yıkılıyordu. Ki yıkılan sınırlar, başka sınırları zorluyordu. Bir taraftan bu yıkılan sınırların dikenli telleri etrafında dolanırken, hakikatlerin acısını görmemek imkânsızdı. Bir taraftan hem resmi hem de alternatif tarihlerin ezberler barındırabileceğini yeniden görmek zordu. Ve iyi hissettiren de, bütün o süreçte, yani hıncın ve adaletin, hakikatlerin ve barışa dair imkanların, yaşam hakkı teslim edilenlerin ve mezarsızların sahiciliğini gördüğümüzde, tek bir cevabın ve doğrunun dayatılması olmayınca hissedilen özgürleşmeydi. Sualler kadar yanıtlar bulmak mümkündü. (Monte Sole Barış Okulu Vakfı’ndan Elena Monicelli ve Stefano Merzi’nin buradaki marifeti de bütün bu tartışmalarda ayrımcılık, şiddet ve ırkçılık içeren söylemleri saptıyor ve onlar üzerinde çalışıyor olmaları, sanırım.) Yaz okulundan tüm katılımcıların sual ve imkanlarla ayrıldığına eminim. Hem Monte Sole Nazi-faşist katliamından hem de İtalya’nın ayrımcı ve faşist pratiklerinden, Avrupa’daki göçmen düşmanlığından bahsedilerek tamamlanan, yani kendi sorumluluğunu da gözler önünüze serebilmeye dair cesaret taşıyan bu örnekten “oldu, bitti” diye ayrılmak kolay olmasa gerek.

***

Monte Sole Barış Okulu Vakfı’da geçirdiğim 15 günün ardından İstanbul’a döndüğümde ben de bütün o sorulardan payımı almıştım. Barışı, hafıza ve eğitimle düşünmek koskoca bir sürü soruya dönüşmüştü. Ne ki bunun barındırdığı imkanları da görmüş olmanın sevinci bambaşkaydı. O zaman işte, “yaşama çok fena sarılmak” denen o duyguları bir kez daha çağırmıştım. Buradaki geçmiş zaman kipleri yazının biraz zaman sonra yazılmasından kaynaklanıyor. Şimdi hala, bu çağın adetlerini ve yaşama çok fena sarılmayı ve bunun için Monte Sole Barış Okulu Vakfı gibi örnekleri inşa etmemiz gerektiğine dair inançta, sualler ve imkanlarda ısrar ediyorum.  Bunun için de gönüllülükten ekibe katılmaya kadar uzanan yolumda, sualler ve imkanlar üzerine birlikte yol aldığımız tüm beraberce ekibine buradan da teşekkür ve sevgi iletiyorum.

 

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir